SSS
Beslenme ve Günlük Yaşam
Çoğu hasta için cevap evettir. Genel durumunuz iyiyse, ateşiniz yoksa, kan değerleriniz uygunsa ve doktorunuz farklı bir uyarıda bulunmadıysa denize girmenizde genellikle bir sakınca yoktur. Yüzmek, fiziksel aktivite sağlaması ve moral açısından faydalı olabilir.
Ancak kemoterapiye bağlı bağışıklığınız çok baskılanmışsa, ameliyat yaranız henüz iyileşmediyse, radyoterapi alan cilt bölgeniz hassas ise veya enfeksiyon riskiniz yüksekse denize girmek uygun olmayabilir.
Ayrıca uzun süre güneşte kalmaktan kaçınmalı, yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanmalı ve bol sıvı tüketmelisiniz. En doğru kararı tedavinizi planlayan doktorunuzla birlikte vermelisiniz.
Pek çok kişi tedavi sürecinde bazı besinleri tamamen kesmenin faydalı olacağını düşünmektedir. Oysa en büyük hata, yeterince beslenememek ve bu nedenle hızla kilo kaybetmektir.
Kanser tedavisi sırasında vücudumuzun enerjiye ve özellikle proteine olan ihtiyacı artar. Yeterli beslenememek ise kas kaybına, halsizliğe ve tedaviyi daha zor tolere etmeye neden olabilir. Bu nedenle doktorunuz önermedikçe tek bir besine odaklanan katı diyetlerden uzak durulmalıdır.
Tedavi sürecinde en doğru yaklaşım; yeterli kalori almak, protein açısından zengin beslenmek ve kişiye özel bir beslenme planı uygulamaktır. İyi beslenmek tedaviyi daha iyi tolere etmenize ve yaşam kalitenizi korumanıza katkı sağlar.
Kanser hücreleri de normal hücrelerimiz gibi enerji için glukoz kullanır. Ancak sadece kanser hücreleri değil; beynimiz, kaslarımız ve tüm organlarımız da glukoza ihtiyaç duyar. Bu nedenle şekeri tamamen keserek kanser hücresini aç bırakmak mümkün değildir. Vücudumuz, siz hiç şeker yemeseniz bile ihtiyaç duyduğu glukozu proteinlerden ve diğer besinlerden üretmeye devam eder.
Fazla şeker tüketimi kilo artışına, insülin direncine ve obeziteye yol açabilir. Bunlar da bazı kanser türlerinin gelişme riskini artırabilir. Yani sorun tek başına şeker değil, sağlıksız beslenme alışkanlığıdır.
Önemli olan genel beslenme düzeniniz, ideal kilonuzu korumanız ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenizdir. Kanser tedavisi sırasında en doğru yaklaşım, şekeri tamamen kesmek değil; dengeli, yeterli ve kişiye uygun bir beslenme programı uygulamaktır.
Kanser tedavisi sırasında “bağışıklık güçlendirici” adı altında satılan her ürünü bilinçsizce kullanmayın. Bağışıklık sistemi tek bir vitamin veya bitkisel ürünle açılıp kapatılabilen bir mekanizma değildir.
Tedavi sırasında yeterli ve dengeli beslenmek, yeterli protein ve kalori almak, mümkün olduğunca hareket etmek ve uyku düzenini korumak çok daha önemlidir.
Yüksek doz vitaminler veya bitkisel karışımlar kullandığınız kanser ilaçlarıyla etkileşerek tedaviye zarar verebilir. Hedef, bağışıklığı rastgele ürünlerle uyarmak değil; dengeli bir yaşam tarzıyla vücudu tedaviye en iyi şekilde hazırlamaktır.
Bazı bitkisel ürünler ve takviyeler, kanser ilaçlarıyla etkileşime girerek tedavinin etkisini azaltabilir ya da yan etkileri artırabilir. Bu nedenle “doğal” olmaları her zaman güvenli oldukları anlamına gelmez.
Kullanmayı düşündüğünüz her ürünü mutlaka önceden tedavi ekibinizle paylaşın. Onayı olmadan takviye kullanmaktan kaçınmanız sizin güvenliğiniz içindir.
Durumunuza uygun, hafif ve düzenli fiziksel aktivite çoğu hasta için faydalıdır; yorgunluğu azaltmaya, kas gücünü korumaya ve ruhsal olarak iyi hissetmeye yardımcı olabilir.
Ancak egzersizin türü ve yoğunluğu kişiye göre ayarlanmalıdır. Yeni bir aktiviteye başlamadan önce tedavi ekibinize danışmanız önemlidir.
Bazı tedaviler enfeksiyonla savaşan kan hücrelerini geçici olarak azaltabilir. Bu dönemlerde el hijyenine özen göstermek, kalabalık ve riskli ortamlardan kaçınmak ve yiyecek hijyenine dikkat etmek önemlidir.
Ateş, titreme gibi enfeksiyon belirtilerinde vakit kaybetmeden tedavi ekibinize başvurmalısınız. Hangi aşıların uygun olduğunu da hekiminize danışabilirsiniz.
Tedavi sürecinde dengeli ve yeterli beslenmek, vücudunuzun tedaviye dayanıklılığını artırır. Yeterli protein (et, yumurta, süt ürünleri, baklagiller) ve enerji alımı özellikle önemlidir.
İştahsızlık yaşadığınızda az ve sık öğünler tercih edebilirsiniz. Her hastanın ihtiyacı farklı olduğundan, kişiye özel bir plan için hekiminizden ve onkoloji diyetisyeninden destek almanız en doğrusudur.
İmmünoterapi ve Hedefe Yönelik Tedaviler
İmmünoterapi, kanser hücresini doğrudan öldüren bir ilaç değildir. Yaptığı şey, kendi bağışıklık sistemimizin kanser hücrelerini yeniden tanıyıp onlarla savaşmasını sağlamaktır.
Normalde bağışıklık sistemimiz kanser hücrelerini fark edip yok edebilir. Ancak bazı kanser hücreleri kendilerini adeta görünmez hâle getirerek bağışıklık sisteminden saklanmayı başarır.
İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmasını ortadan kaldırır. Yani bağışıklık sisteminin üzerindeki freni kaldırır ve kanser hücrelerini yeniden tanıyıp onlara saldırmasını sağlar. Ancak immünoterapi her kanser türünde ve her hastada etkili değildir; uygunluğuna tümörün özellikleri değerlendirilerek karar verilir.
“Akıllı ilaç” aslında halk arasında kullanılan bir isimdir; tıbbi adı hedefe yönelik tedavidir.
Kemoterapi, hızlı çoğalan hücreleri hedef alır. Bu nedenle kanser hücrelerinin yanında saç kökleri, ağız içi, bağırsak ve kemik iliği gibi sağlıklı hücreleri de etkileyebilir.
Hedefe yönelik tedaviler ise, kanser hücresindeki belirli genetik değişiklikleri veya özel hedefleri tanıyıp onlara karşı geliştirilmiştir. Bu nedenle yalnızca uygun moleküler özelliğe sahip hastalarda etkili olur.
Ancak bu ilaçların da kendine özgü yan etkileri vardır. Yani “akıllı ilaç” demek, yan etkisi hiç olmayan ilaç demek değildir. Hangi tedavinin sizin için en doğru seçenek olduğuna; kanserin türü, evresi ve tümörün moleküler özellikleri değerlendirilerek karar verilir.
Bazen kanserin adını bilmek yetmez; tümörün genetik şifresini de bilmek gerekir. NGS (Yeni Nesil Dizileme) yöntemiyle tümördeki çok sayıda genetik değişikliği aynı anda araştırabiliyoruz.
Çünkü aynı organdan çıkan iki kanser mikroskop altında birbirine benzese bile moleküler özellikleri farklı olabilir. Bir hastada hedefleyebileceğimiz bir genetik değişiklik varsa, o değişikliğe yönelik özel bir akıllı ilaç seçeneği ortaya çıkabilir.
Özellikle ileri evre akciğer, meme, prostat, yumurtalık ve diğer pek çok kanserde moleküler testler tedavi kararının önemli bir parçasıdır; ancak her hastaya ve her evrede yapılması zorunlu değildir.
Babanız veya anneniz kanser oldu diye hemen çocuklara genetik test yaptırmak doğru bir yaklaşım değildir. Önce kanserin kalıtsal olabileceğini düşündüren bir özellik var mı, buna bakılır.
Tanının çok genç yaşta konması, ailede aynı veya ilişkili kanserlerin sık görülmesi ya da bazı özel tümör tipleri genetik yatkınlığı düşündürebilir. Böyle bir şüphe varsa mümkünse önce kanser olan kişiyi test etmek daha doğru bir yaklaşımdır.
Eğer hastada BRCA gibi kalıtsal bir mutasyon saptanırsa, çocukların ve diğer aile bireylerinin test edilmesi gündeme gelebilir. Böylece riskli kişilerde daha erken ve sık tarama veya koruyucu yöntemler uygulanabilir
Annenizde veya babanızda kanser olması, sizin de mutlaka kanser olacağınız anlamına gelmez. Burada genetik ve kalıtsal kavramları sıkça karıştırılır. Bütün kanserlerde hücrelerin genlerinde birtakım değişiklikler oluşur; ancak bunların büyük bölümü anne veya babadan geçmez, yaşam boyunca sonradan gelişir.
Kanserlerin yalnızca bir bölümü kalıtsal yatkınlıkla ilişkilidir. Özellikle ailede genç yaşta kanser görülmesi, aynı tarafta birden fazla kişinin benzer kanserlere yakalanması veya bir kişide birden fazla kanser gelişmesi kalıtsal yatkınlığı düşündürebilir
Bu durumda genetik danışmanlık ve gerektiğinde germline genetik test gündeme gelir. Ailede kanser olması kader değildir; riski bilmek kanseri önlemek veya erken yakalamak için çok değerlidir.
İmmünoterapi, vücudun kendi bağışıklık sistemini kanserle savaşması için güçlendiren bir tedavi yöntemidir. Kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden saklanmasını sağlayan mekanizmaları ortadan kaldırarak çalışır.
Son yıllarda melanom, akciğer, böbrek ve mesane kanseri gibi pek çok türde önemli başarılar sağlamıştır. Her hasta için uygun olmasa da, doğru hastada uzun süreli yanıtlar elde edilebilir.
Hedefe yönelik tedavilerin işe yarayabilmesi için tümörünüzde hedeflenecek belirli bir genetik ya da moleküler değişikliğin bulunması gerekir. Bu nedenle uygunluk, tümör dokusunda yapılan testlerle belirlenir.
Eğer tümörünüz uygun bir hedef taşıyorsa, bu ilaçlar etkili ve genellikle daha seçici bir tedavi seçeneği olabilir. Sizin için uygun olup olmadığını tıbbi onkoloji uzmanınız değerlendirir.
Hedefe yönelik tedaviler bazı hastalarda çok etkili olabilir; ancak “her zaman daha iyi” demek doğru olmaz. Bu ilaçlar yalnızca uygun hedefi taşıyan tümörlerde işe yarar.
Birçok durumda en iyi sonuç, farklı tedavilerin birlikte ya da belirli bir sırayla kullanılmasıyla elde edilir. Hangi yaklaşımın sizin için en uygun olduğu, tümörünüzün özelliklerine göre belirlenir.
Birçok kanser türünde, tümörün moleküler özelliklerinin incelenmesi artık tedavi planlamasının standart bir parçasıdır. Bu testler, hangi hedefe yönelik ilaçların ya da immünoterapinin işe yarayabileceğini gösterir.
Hangi testlerin gerekli olduğu kanser türüne göre değişir. Bu kararı, tümörünüzün özelliklerine göre tedavi ekibiniz verir.
Kemoterapi ile İlgili Sorular
Saçınız dökülmüyorsa tedaviniz etkisiz demek değildir. Bu durum hastalar arasında oldukça yaygın bir yanlış inanıştır. Her kemoterapi ilacı saç dökülmesine yol açmaz; bazı ilaçlar belirgin dökülme yaparken bazıları yalnızca incelme yapar, bazıları ise hiç dökmez.
Ayrıca günümüzde kemoterapinin yanında kullanılan hedefe yönelik tedaviler, hormon tedavileri ve immünoterapilerde de genellikle saç dökülmesi görülmez.
Bir tedavinin işe yarayıp yaramadığı yan etkilerin şiddetine bakarak değil; muayene bulguları, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar testleriyle objektif olarak değerlendirilir.
Kemoterapi başlanması, kanserin mutlaka ileri evrede olduğu anlamına gelmez. Çünkü kemoterapi farklı amaçlarla uygulanır:
Bazen ameliyattan önce tümörü küçültmek ve ameliyat başarısını artırmak için verilir (neoadjuvan tedavi). Bazen tümör tamamen çıkarıldıktan sonra nüks riskini azaltmak amacıyla verilir (adjuvan tedavi). İleri evre kanserde de hastalığı kontrol altında tutmak amacıyla kullanılır.
Dolayısıyla bir kişinin kemoterapi alıyor olması, tek başına hastalığın evresini göstermez; tedavinin amacı kanserin türüne ve evresine göre değişir.
Cerrah gözle görülen tümörü tamamen çıkarmış ve tomografilerde hiçbir hastalık görünmüyor olabilir. Ancak bazı kanserlerde mikroskopla dahi tespit edilemeyecek kadar az sayıda kanser hücresi vücudun başka bölgelerine yayılmış olabilir.
İşte ameliyat sonrasında verdiğimiz kemoterapi, hormon tedavisi, hedefe yönelik tedavi veya immünoterapinin amacı bu olası mikroskobik hücreleri ortadan kaldırmak ve kanserin tekrarlama riskini azaltmaktır. Buna “adjuvan tedavi” denir.
Elbette ameliyat olan her kanser hastasının ek tedavi alması gerekmez; karar hastalığın evresine ve risk faktörlerine göre verilir.
Kemoterapi çoğunlukla damar yoluyla, bazı durumlarda ise hap şeklinde uygulanır. Damar yolu uygulamalarında, tedaviyi kolaylaştırmak için gerektiğinde “port” adı verilen küçük bir sistem yerleştirilebilir.
İlaçların verilmesi sırasında genellikle ağrı hissedilmez; iğne girişi dışında rahatsızlık beklenmez. Uygulama, güvenli bir ortamda ve gözlem altında yapılır.
Kemoterapi belirli aralıklarla, “kür” denilen döngüler hâlinde uygulanır. Kür sayısı ve aralıkları; kanserin türüne, evresine ve tedavinin amacına göre değişir.
Bu aralıklar, hem ilacın etkisini en üst düzeye çıkarmak hem de sağlıklı dokuların toparlanmasına zaman tanımak için planlanır. Size özel kür planını tedavi ekibiniz belirleyecektir.
Saç dökülmesi yaygın bilinen bir yan etki olsa da tüm kemoterapi ilaçlarında görülmez; bu durum uygulanan ilaca bağlıdır. Bazı tedaviler saça hiç dokunmazken, bazıları geçici dökülmeye yol açabilir.
Saç dökülmesi yaşandığında bu durum geçicidir; tedavi tamamlandıktan sonra saçlar genellikle yeniden uzar. Hangi yan etkilerin beklendiğini tedavi öncesinde hekiminize sorabilirsiniz.
Birçok hasta, tedavi süresince çalışmaya ve günlük yaşamına büyük ölçüde devam edebilir. Bu, uygulanan ilaca, yan etkilere ve işin yapısına göre değişir.
Bazı dönemlerde dinlenmeye daha çok ihtiyaç duyabilirsiniz; bu son derece doğaldır. Kendinizi nasıl hissettiğinizi tedavi ekibinizle paylaşarak, sürece uygun bir denge kurabilirsiniz.
Onkoloji
Evet, birçok kanser tamamen tedavi edilebilir. Özellikle erken evrede yakalanan birçok kanser türünde uygulanan doğru tedaviyle hastalık tamamen ortadan kalkabilir ve hastalar uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.
Son yıllarda geliştirilen kemoterapiler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiler sayesinde ileri evre kanserlerde bile uzun süreli tam yanıtlar alınabilmekte ve hastalık kontrol altında tutulabilmektedir.
Her hastanın durumu farklı olsa da günümüzde geçmişe göre çok daha etkili tedavi imkânları bulunmaktadır.
Özellikle bazı kanser türlerinde genç yaşta görülme sıklığının arttığını gösteren bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.
Uzmanlar; obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesi, alkol, sigara ve çevresel faktörlerin bu artışta rol oynayabileceğini değerlendirmektedir. Ayrıca daha gelişmiş görüntüleme yöntemleri sayesinde erken tanı konması da bu artışın bir nedenidir.
Genç olmak kanser olunmayacağı anlamına gelmez. Uzun süren açıklanamayan şikâyetler “Nasılsa gencim” denilerek ihmal edilmemelidir.
Kanser sadece çıktığı organa göre değerlendirilmez. Aynı organda gelişen kanserler bile kişiden kişiye farklı özellikler gösterebilir.
Örneğin; tümörün evresi, mikroskobik özellikleri, hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları ve özellikle tümörün genetik yapısı tedavi kararını değiştirir. Bu nedenle kanser tedavisi, her hasta için kişiye özel planlanır.
Başkasına uygun olan bir tedavi, sizin için en doğru seçenek olmayabilir. Kanser tedavisi konfeksiyon kıyafet gibi değildir; terzi işi gibidir. Her hastaya, hastalığının özelliklerine göre özel olarak planlanır.
Günümüzde kanser tedavisi çok hızlı değişiyor. Kemoterapi seçenekleri tükenmiş olsa bile bazı hastalarda hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapiler veya başka tedavi seçenekleri gündeme gelebiliyor.
Bazen eski biyopsinin yeniden incelenmesi, bazen yeni bir biyopsi yapılması, bazen de tümörün genetik özelliklerinin araştırılması için kapsamlı moleküler testler gerekebiliyor. Elbette her hastada mutlaka yeni bir tedavi bulunacak demek doğru değildir.
Bazen hastalığa yönelik aktif tedavilerin gerçekten sonuna gelinmiş olabilir. O durumda da ağrı, nefes darlığı, beslenme gibi sorunları kontrol etmek ve yaşam kalitesini korumak için yapabileceğimiz pek çok destekleyici adım vardır. Bu nedenle seçeneklerin tükendiği düşünülen bir hastada, dosyanın deneyimli bir onkolog tarafından yeniden değerlendirilmesi değerlidir.
Tomografinizde akciğer nodülü çıktıysa hemen “kanser oldum” diye düşünmeyin. Akciğer nodülleri oldukça sık görülür ve bunların önemli bir kısmı kanser değildir. Geçirilmiş enfeksiyonlar, eski tüberküloz ve bazı iltihabi hastalıklar da akciğerde nodül bırakabilir.
Peki biz neye bakıyoruz? Nodülün büyüklüğüne, şekline, kenar özelliklerine, solid mi buzlu cam görünümünde mi olduğuna, önceki filmlerde bulunup bulunmadığına ve zaman içerisinde büyüyüp büyümediğine bakıyoruz. Ayrıca kişinin yaşı ve sigara öyküsü gibi risk faktörleri de önemlidir.
Bazı nodülleri yalnızca belirli aralıklarla tomografiyle takip ederiz. Bazılarında ise PET-BT veya biyopsi gibi ileri incelemeler gerekebilir. Yani akciğerde her nodül kanser değildir; önemli olan nodülün doğru değerlendirilmesidir.
Randevu, Takip ve İkinci Görüş
Kanser tanısı aldıysanız ikinci görüş almak, doktorunuza güvenmediğiniz anlamına gelmez. Özellikle nadir görülen bir kanseriniz varsa, ameliyat konusunda farklı görüşler bulunuyorsa veya önünüzde birden fazla tedavi seçeneği mevcutsa ikinci görüş oldukça faydalı olabilir. Tedaviye rağmen hastalık ilerliyorsa ya da size standart tedavi seçeneğinin kalmadığı söylenmişse de ikinci görüş düşünülebilir.
İkinci görüşte sadece tedaviye bakılmaz: Patoloji doğru mu, hastalığın evresi doğru belirlenmiş mi, gerekli moleküler testler yapılmış mı, başka bir tedavi veya klinik araştırma seçeneği var mı gibi süreçlerin tamamı yeniden değerlendirilir.
Önemli olan çok sayıda görüş almak değil; doğru zamanda, doğru merkezden ikinci görüş almaktır.
Günümüzde kanser tedavisi çok hızlı değişiyor. Kemoterapi seçenekleri tükenmiş olsa bile bazı hastalarda hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapiler veya başka tedavi seçenekleri gündeme gelebiliyor.
Bazen eski biyopsinin yeniden incelenmesi, bazen yeni bir biyopsi yapılması, bazen de tümörün genetik özelliklerinin araştırılması için kapsamlı moleküler testler gerekebiliyor. Elbette her hastada mutlaka yeni bir tedavi bulunacak demek doğru değildir.
Bazen hastalığa yönelik aktif tedavilerin gerçekten sonuna gelinmiş olabilir. O durumda da ağrı, nefes darlığı, beslenme gibi sorunları kontrol etmek ve yaşam kalitesini korumak için yapabileceğimiz pek çok destekleyici adım vardır. Bu nedenle seçeneklerin tükendiği düşünülen bir hastada, dosyanın deneyimli bir onkolog tarafından yeniden değerlendirilmesi değerlidir.
İlk görüşmenin verimli geçmesi için daha önce yapılmış tüm tetkiklerinizi getirmeniz çok yararlıdır: kan tahlilleri, görüntüleme sonuçları (tomografi, MR, PET-BT) ve varsa biyopsi/patoloji raporlarınız.
Ayrıca kullandığınız ilaçların listesini ve geçmiş hastalıklarınızı not etmeniz, sormak istediğiniz soruları önceden yazmanız değerlendirme sürecini kolaylaştırır.
İkinci görüş almak son derece doğal ve hakkınız olan bir adımdır; hiçbir hekim bunu yanlış karşılamaz. Özellikle önemli tedavi kararları öncesinde, kafanızdaki soru işaretlerini gidermenize yardımcı olabilir.
İkinci görüş, mevcut planı çoğu zaman teyit eder ve size güven verir; bazen de farklı bir seçeneği gündeme getirebilir. Her durumda, kararlarınızı daha rahat vermenizi sağlar.
Tedavi tamamlandıktan sonra, belirli aralıklarla yapılan kontroller (takip) sürecin önemli bir parçasıdır. Bu kontrollerde muayene, gerekli kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılır.
Takibin amacı, olası bir nüksü erken yakalamak ve tedaviye bağlı geç etkileri yönetmektir. Kontrol aralıkları zamanla seyrekleşebilir; size özel takip planını hekiminiz belirler.
Bazı durumlarda, özellikle tetkik sonuçlarının değerlendirilmesi ya da takip görüşmeleri için uzaktan görüşme uygun olabilir. Ancak ilk muayene ve fizik bakı gerektiren durumlarda yüz yüze görüşme önerilir.
Uzaktan görüşmenin sizin durumunuza uygun olup olmadığını ve nasıl planlanacağını öğrenmek için kliniğimizle iletişime geçebilirsiniz.
Tanı ve Teşhis Süreci
PET-BT çok değerli bir görüntüleme yöntemidir; ancak her kanser türünde, her hastada ve hastalığın her aşamasında gerekli değildir.
Bazı kanserlerde tanı için bilgisayarlı tomografi veya MR çok daha yeterli olabilir. Bazı hastalarda ise PET-BT’nin tedavi kararını değiştirecek ek bir bilgi sağlaması beklenmez. Üstelik PET-BT’de görülen her tutulum kanser anlamına gelmediği gibi, her kanser de PET-BT’de tutulum göstermez (örneğin mide kanserinin taşlı yüzük hücreli tipinde tutulum görülmeyebilir).
En iyi tetkik diye bir şey yoktur; en doğru tetkik, doğru hastaya doğru zamanda yapılan tetkiktir.
PET-BT raporunda “tutulum var” yazması, her zaman kanser olduğu anlamına gelmez.
PET-BT, vücuttaki metabolik aktivitesi artmış bölgeleri gösteren çok değerli bir görüntüleme yöntemidir. Ancak PET-BT kanser hücrelerini doğrudan göstermez; artmış aktiviteyi gösterir. Örneğin enfeksiyonlar, iltihabi hastalıklar, yakın zamanda yapılan ameliyatlar, hatta bazı iyi huylu hastalıklar da PET-BT’de tutulum yapabilir. Aynı şekilde her kanser de PET-BT’de mutlaka tutulum göstermez.
Bu nedenle PET-BT sonucu hiçbir zaman tek başına değerlendirilmez. Hastanın muayenesi, diğer görüntüleme yöntemleri, laboratuvar sonuçları ve gerekiyorsa biyopsi ile birlikte yorumlanır. Kısacası; PET-BT çok güçlü bir yardımcıdır ama tek başına tanı koydurmaz.
Kanser her zaman ağrı yapmaz. Hatta birçok kanser türü erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilir.
Ancak bazı şikayetler vardır ki, uzun süre devam ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalı ve araştırılmalıdır:
-
Geçmeyen öksürük
-
Açıklanamayan kilo kaybı
-
Bağırsak alışkanlığında değişiklik
-
Uzun süren halsizlik
-
Ele gelen veya giderek büyüyen bir kitle
Bu belirtilerden birinin olması, kanser olduğunuz anlamına gelmez. Ancak altta yatan nedeni belirlemek için mutlaka bir doktora başvurmanız ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekir. Kanserde erken tanı, tedavi başarısını önemli ölçüde artırır.
Çoğu kanser türünde tedaviye başlamadan önce biyopsi yapılması gerekir. Çünkü doğru tanı olmadan doğru tedaviyi planlamak mümkün değildir.
Ancak bazı tümörlerde durum farklıdır. Örneğin; testis, böbrek, over ve bazı karaciğer tümörlerinde, klinik muayene ve görüntüleme bulguları çok tipikse biyopsi yapmadan doğrudan cerrahi tedavi planlanabilir.
Yani biyopsi yapılıp yapılmayacağına, tümörün yeri, özellikleri ve hastanın durumu değerlendirilerek karar verilir. Bu nedenle biyopsi konusunda en doğru yaklaşım, her hasta için bireysel değerlendirme yapılmasıdır.
Günümüzde uygun teknikle yapılan biyopsilerin kanseri yaydığına dair bilimsel bir kanıt yoktur.
Biyopsi, kanser tanısının en önemli basamağıdır. Çünkü sadece tomografi, MR veya PET görüntülerine bakarak kesin tanı koyamayız. Kanserin türünü ve en uygun tedaviyi biyopsi ile alınan doku sayesinde belirleriz.
Üstelik günümüzde birçok akıllı ilaç ve immünoterapi kararı da biyopsi örneği üzerinde yapılan moleküler incelemelere göre verilmektedir. Unutmayın; doğru tanı olmadan doğru tedavi olmaz.
Kolonoskopiden korktuğunuz için taramadan vazgeçmeyin; çünkü kolon kanserini erken yakalamak için tek yöntem kolonoskopi değildir. Dışkıda gizli kan veya immünokimyasal test gibi yöntemlerle de tarama yapılabilir.
Ancak kolonoskopinin çok önemli bir avantajı vardır: Sadece kanseri görmekle kalmaz, kanserleşme potansiyeli olan polipleri de aynı işlem sırasında çıkararak kanseri daha oluşmadan önleme imkânı sağlar.
Hangi tarama yönteminin uygun olduğu kişinin yaşına, aile öyküsüne ve risk faktörlerine göre belirlenir ve taramalar herhangi bir şikâyetiniz olmadan yapılmalıdır.
Memede elinize bir kitle gelmesi, mutlaka meme kanseri olduğunuz anlamına gelmez. Memede oluşan kitlelerin önemli bir bölümü kistler, fibroadenomlar ve hormonal değişiklikler gibi iyi huylu nedenlere bağlıdır.
Ancak yeni ortaya çıkan bir kitleyi de “Nasıl olsa iyi huyludur” diyerek ihmal etmemek gerekir. Yaşa ve klinik duruma göre ultrason, mamografi veya meme MR’ı kullanılır; şüpheli bir alan varsa kesin tanı için biyopsi yapılır.
Özellikle sert, düzensiz sınırlı, giderek büyüyen bir kitle, meme başında çekilme veya kanlı akıntı gibi bulgular varsa değerlendirme geciktirilmemelidir.
Son yıllarda kanda tümörden kaynaklanan DNA parçalarını veya biyolojik işaretleri araştıran yeni testler (sıvı biyopsi / çoklu kanser erken tanı testleri) geliştirilmektedir.
Ancak bugün için bu testler mamografi, kolonoskopi veya rahim ağzı kanseri taraması gibi etkinliği kanıtlanmış standart taramaların yerine geçmiş değildir.
Sıvı biyopsinin kanser tedavisinde bazı yerleşik kullanım alanları vardır; erken tanı amacıyla kullanımı ise hızla gelişen bir araştırma alanıdır. Gelecekte tek kan testiyle birçok kanseri yakalamak önemli bir hedef olsa da, günümüzde standart tarama testlerini aksatmamak gerekir.
CEA, CA 19-9, CA 125 gibi testlere tümör belirteçleri diyoruz. Ancak bu değerlerin yüksek olması tek başına kanser tanısı koydurmaz. Sigara kullanımı, enfeksiyonlar, karaciğer hastalıkları ve bazı iyi huylu durumlarda da bu değerler yükselebilir.
Tersi de mümkündür: Bir kişinin kanseri olduğu halde tümör belirteçleri tamamen normal seyredebilir.
Bu nedenle tümör belirteçlerinin çoğunu sağlıklı kişilerde tarama testi olarak gelişigüzel kullanmıyoruz. Kanser tanısı; klinik değerlendirme, görüntüleme ve gerektiğinde biyopsiyle konur. Bir tümör belirteci yüksek çıktıysa rakamı değil, o rakamın neden yükseldiğini değerlendirmek gerekir.
Tomografinizde akciğer nodülü çıktıysa hemen “kanser oldum” diye düşünmeyin. Akciğer nodülleri oldukça sık görülür ve bunların önemli bir kısmı kanser değildir. Geçirilmiş enfeksiyonlar, eski tüberküloz ve bazı iltihabi hastalıklar da akciğerde nodül bırakabilir.
Peki biz neye bakıyoruz? Nodülün büyüklüğüne, şekline, kenar özelliklerine, solid mi buzlu cam görünümünde mi olduğuna, önceki filmlerde bulunup bulunmadığına ve zaman içerisinde büyüyüp büyümediğine bakıyoruz. Ayrıca kişinin yaşı ve sigara öyküsü gibi risk faktörleri de önemlidir.
Bazı nodülleri yalnızca belirli aralıklarla tomografiyle takip ederiz. Bazılarında ise PET-BT veya biyopsi gibi ileri incelemeler gerekebilir. Yani akciğerde her nodül kanser değildir; önemli olan nodülün doğru değerlendirilmesidir.
Kan tahlillerinizin normal olması, kanser olmadığınız anlamına gelmez. Özellikle kanserin erken dönemlerinde hemogramınız, karaciğer ve böbrek testleriniz tamamen normal olabilir.
Çünkü kanser tanısı yalnızca rutin kan tahlilleriyle konulmaz. Hastanın şikâyetleri, muayene bulguları, yaş ve risk faktörleri değerlendirilir; gerektiğinde ultrason, tomografi, mamografi veya endoskopi gibi incelemeler yapılır. Şüpheli bir lezyon varsa da çoğu zaman kesin tanı biyopsiyle konur.
Bu nedenle geçmeyen veya açıklanamayan bir şikâyetiniz varsa, “Kan değerlerim normal” diyerek değerlendirmeyi ertelemeyin. Normal kan tahlili önemlidir ama tek başına kanseri dışlamaz.
Kanser tanısı tek bir testle değil, birkaç aşamanın bir araya gelmesiyle konur. Süreç genellikle muayene ve şikâyetlerin değerlendirilmesiyle başlar; ardından kan tetkikleri ve ultrasonografi, tomografi ya da MR gibi görüntüleme yöntemleri devreye girer.
Kesin tanı ise neredeyse her zaman biyopsi ile, yani şüpheli dokudan örnek alınıp mikroskop altında incelenmesiyle konur. Bu inceleme, hem kanserin olup olmadığını hem de tipini ve özelliklerini ortaya koyarak tedavi planının temelini oluşturur.
Biyopsi, tanı koymak için vücuttan küçük bir doku ya da hücre örneği alınması işlemidir. Tümörün yerine göre iğneyle, endoskopiyle ya da küçük bir cerrahi girişimle yapılabilir.
İşlem genellikle lokal anestezi altında yapıldığından çoğu hasta belirgin bir ağrı hissetmez; en fazla hafif bir baskı ya da rahatsızlık duyulabilir. Biyopsi, kanser tanısında en güvenilir yöntemdir ve tedavinin doğru planlanması için vazgeçilmezdir.
PET-BT, kanserin vücutta ne kadar yayıldığını (evresini) belirlemek için kullanılan ileri bir görüntüleme yöntemidir. Vücuda verilen düşük dozlu özel bir madde, aktif tümör hücrelerinde birikerek bu bölgelerin görüntülenmesini sağlar.
Bu inceleme hem tanı anında hastalığın yaygınlığını belirlemede hem de tedaviye verilen yanıtı değerlendirmede önemli rol oynar. Hangi durumlarda gerekli olduğuna tedavi ekibiniz karar verir.
Evreleme, kanserin vücutta ne kadar ilerlediğini tanımlayan bir sınıflandırmadır. Tümörün boyutu, çevre lenf bezlerine ve uzak organlara yayılıp yayılmadığı bu değerlendirmenin temelini oluşturur.
Evre, hangi tedavinin uygulanacağını ve hastalığın seyrine ilişkin öngörüyü doğrudan belirlediği için son derece önemlidir. Aynı kanser türü bile farklı evrelerde tamamen farklı şekilde tedavi edilebilir.
Tedavi Yöntemleri
Evet, birçok kanser tamamen tedavi edilebilir. Özellikle erken evrede yakalanan birçok kanser türünde uygulanan doğru tedaviyle hastalık tamamen ortadan kalkabilir ve hastalar uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.
Son yıllarda geliştirilen kemoterapiler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiler sayesinde ileri evre kanserlerde bile uzun süreli tam yanıtlar alınabilmekte ve hastalık kontrol altında tutulabilmektedir.
Her hastanın durumu farklı olsa da günümüzde geçmişe göre çok daha etkili tedavi imkânları bulunmaktadır.
Kanseri tamamen önlemek bugün için mümkün değildir. Ancak birçok kanser türünün gelişme riski, sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önemli ölçüde azaltılabilir.
Sigara ve alkol kullanmamak, ideal kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve güneşten korunmak kanser riskini azaltan en önemli adımlardır. Yaşa ve risk durumuna uygun tarama programlarına katılmak da bazı kanserleri henüz belirti vermeden erken evrede yakalamamızı sağlar.
Kanserlerin yaklaşık %40’ının önlenebilir risk faktörleriyle ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Hedefimiz kanseri yüzde yüz önlemek değil; riski mümkün olduğunca azaltmak ve gelişirse en erken dönemde yakalamaktır.
Kanser sadece çıktığı organa göre değerlendirilmez. Aynı organda gelişen kanserler bile kişiden kişiye farklı özellikler gösterebilir.
Örneğin; tümörün evresi, mikroskobik özellikleri, hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları ve özellikle tümörün genetik yapısı tedavi kararını değiştirir. Bu nedenle kanser tedavisi, her hasta için kişiye özel planlanır.
Başkasına uygun olan bir tedavi, sizin için en doğru seçenek olmayabilir. Kanser tedavisi konfeksiyon kıyafet gibi değildir; terzi işi gibidir. Her hastaya, hastalığının özelliklerine göre özel olarak planlanır.
Kanser tedavisinde başlıca üç temel yaklaşım vardır: cerrahi (ameliyat), radyoterapi (ışın tedavisi) ve sistemik tedaviler. Sistemik tedaviler kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve hormon tedavilerini kapsar.
Çoğu hastada bu yöntemler tek başına değil, belirli bir sırayla ve birlikte kullanılır. Hangi yöntemlerin uygulanacağı kanserin türüne, evresine ve hastanın genel durumuna göre kişiye özel belirlenir.
Tıbbi onkolog, kanserin ilaçla tedavisinden sorumlu uzmandır; kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik tedavi ve hormon tedavisi gibi sistemik tedavileri planlar ve yürütür. Ayrıca genellikle hastanın tüm tedavi sürecini koordine eden hekimdir.
Cerrahi onkolog tümörün ameliyatla çıkarılmasını, radyasyon onkoloğu ise ışın tedavisini üstlenir. Bu üç uzmanlık çoğu zaman aynı hasta için birlikte çalışır.
Tedavi planı; kanserin türü, evresi, tümörün moleküler ve genetik özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve beklentileri bir arada değerlendirilerek oluşturulur. Yani aynı tanıyı alan iki hastanın tedavisi farklı olabilir.
Amaç, en yüksek başarıyı en az yan etkiyle sağlayacak, tümüyle size özel bir plan hazırlamaktır. Bu plan, tedaviye verilen yanıta göre süreç içinde güncellenebilir.
Tümör konseyi, bir hastanın durumunun tıbbi onkoloji, cerrahi, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji gibi farklı branşlardaki uzmanlarca birlikte değerlendirildiği toplantıdır.
Bu ortak akıl, her hasta için en doğru tedavi sıralamasının belirlenmesini sağlar ve çağdaş kanser tedavisinin en önemli güvencelerinden biridir. Birçok karmaşık vakada tedavi kararları bu konseylerde alınır.