SSS
Tanı ve Teşhis Süreci
PET-BT çok değerli bir görüntüleme yöntemidir; ancak her kanser türünde, her hastada ve hastalığın her aşamasında gerekli değildir.
Bazı kanserlerde tanı için bilgisayarlı tomografi veya MR çok daha yeterli olabilir. Bazı hastalarda ise PET-BT’nin tedavi kararını değiştirecek ek bir bilgi sağlaması beklenmez. Üstelik PET-BT’de görülen her tutulum kanser anlamına gelmediği gibi, her kanser de PET-BT’de tutulum göstermez (örneğin mide kanserinin taşlı yüzük hücreli tipinde tutulum görülmeyebilir).
En iyi tetkik diye bir şey yoktur; en doğru tetkik, doğru hastaya doğru zamanda yapılan tetkiktir.
PET-BT raporunda “tutulum var” yazması, her zaman kanser olduğu anlamına gelmez.
PET-BT, vücuttaki metabolik aktivitesi artmış bölgeleri gösteren çok değerli bir görüntüleme yöntemidir. Ancak PET-BT kanser hücrelerini doğrudan göstermez; artmış aktiviteyi gösterir. Örneğin enfeksiyonlar, iltihabi hastalıklar, yakın zamanda yapılan ameliyatlar, hatta bazı iyi huylu hastalıklar da PET-BT’de tutulum yapabilir. Aynı şekilde her kanser de PET-BT’de mutlaka tutulum göstermez.
Bu nedenle PET-BT sonucu hiçbir zaman tek başına değerlendirilmez. Hastanın muayenesi, diğer görüntüleme yöntemleri, laboratuvar sonuçları ve gerekiyorsa biyopsi ile birlikte yorumlanır. Kısacası; PET-BT çok güçlü bir yardımcıdır ama tek başına tanı koydurmaz.
Kanser her zaman ağrı yapmaz. Hatta birçok kanser türü erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilir.
Ancak bazı şikayetler vardır ki, uzun süre devam ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalı ve araştırılmalıdır:
-
Geçmeyen öksürük
-
Açıklanamayan kilo kaybı
-
Bağırsak alışkanlığında değişiklik
-
Uzun süren halsizlik
-
Ele gelen veya giderek büyüyen bir kitle
Bu belirtilerden birinin olması, kanser olduğunuz anlamına gelmez. Ancak altta yatan nedeni belirlemek için mutlaka bir doktora başvurmanız ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekir. Kanserde erken tanı, tedavi başarısını önemli ölçüde artırır.
Çoğu kanser türünde tedaviye başlamadan önce biyopsi yapılması gerekir. Çünkü doğru tanı olmadan doğru tedaviyi planlamak mümkün değildir.
Ancak bazı tümörlerde durum farklıdır. Örneğin; testis, böbrek, over ve bazı karaciğer tümörlerinde, klinik muayene ve görüntüleme bulguları çok tipikse biyopsi yapmadan doğrudan cerrahi tedavi planlanabilir.
Yani biyopsi yapılıp yapılmayacağına, tümörün yeri, özellikleri ve hastanın durumu değerlendirilerek karar verilir. Bu nedenle biyopsi konusunda en doğru yaklaşım, her hasta için bireysel değerlendirme yapılmasıdır.
Günümüzde uygun teknikle yapılan biyopsilerin kanseri yaydığına dair bilimsel bir kanıt yoktur.
Biyopsi, kanser tanısının en önemli basamağıdır. Çünkü sadece tomografi, MR veya PET görüntülerine bakarak kesin tanı koyamayız. Kanserin türünü ve en uygun tedaviyi biyopsi ile alınan doku sayesinde belirleriz.
Üstelik günümüzde birçok akıllı ilaç ve immünoterapi kararı da biyopsi örneği üzerinde yapılan moleküler incelemelere göre verilmektedir. Unutmayın; doğru tanı olmadan doğru tedavi olmaz.
Kolonoskopiden korktuğunuz için taramadan vazgeçmeyin; çünkü kolon kanserini erken yakalamak için tek yöntem kolonoskopi değildir. Dışkıda gizli kan veya immünokimyasal test gibi yöntemlerle de tarama yapılabilir.
Ancak kolonoskopinin çok önemli bir avantajı vardır: Sadece kanseri görmekle kalmaz, kanserleşme potansiyeli olan polipleri de aynı işlem sırasında çıkararak kanseri daha oluşmadan önleme imkânı sağlar.
Hangi tarama yönteminin uygun olduğu kişinin yaşına, aile öyküsüne ve risk faktörlerine göre belirlenir ve taramalar herhangi bir şikâyetiniz olmadan yapılmalıdır.
Memede elinize bir kitle gelmesi, mutlaka meme kanseri olduğunuz anlamına gelmez. Memede oluşan kitlelerin önemli bir bölümü kistler, fibroadenomlar ve hormonal değişiklikler gibi iyi huylu nedenlere bağlıdır.
Ancak yeni ortaya çıkan bir kitleyi de “Nasıl olsa iyi huyludur” diyerek ihmal etmemek gerekir. Yaşa ve klinik duruma göre ultrason, mamografi veya meme MR’ı kullanılır; şüpheli bir alan varsa kesin tanı için biyopsi yapılır.
Özellikle sert, düzensiz sınırlı, giderek büyüyen bir kitle, meme başında çekilme veya kanlı akıntı gibi bulgular varsa değerlendirme geciktirilmemelidir.
Son yıllarda kanda tümörden kaynaklanan DNA parçalarını veya biyolojik işaretleri araştıran yeni testler (sıvı biyopsi / çoklu kanser erken tanı testleri) geliştirilmektedir.
Ancak bugün için bu testler mamografi, kolonoskopi veya rahim ağzı kanseri taraması gibi etkinliği kanıtlanmış standart taramaların yerine geçmiş değildir.
Sıvı biyopsinin kanser tedavisinde bazı yerleşik kullanım alanları vardır; erken tanı amacıyla kullanımı ise hızla gelişen bir araştırma alanıdır. Gelecekte tek kan testiyle birçok kanseri yakalamak önemli bir hedef olsa da, günümüzde standart tarama testlerini aksatmamak gerekir.
CEA, CA 19-9, CA 125 gibi testlere tümör belirteçleri diyoruz. Ancak bu değerlerin yüksek olması tek başına kanser tanısı koydurmaz. Sigara kullanımı, enfeksiyonlar, karaciğer hastalıkları ve bazı iyi huylu durumlarda da bu değerler yükselebilir.
Tersi de mümkündür: Bir kişinin kanseri olduğu halde tümör belirteçleri tamamen normal seyredebilir.
Bu nedenle tümör belirteçlerinin çoğunu sağlıklı kişilerde tarama testi olarak gelişigüzel kullanmıyoruz. Kanser tanısı; klinik değerlendirme, görüntüleme ve gerektiğinde biyopsiyle konur. Bir tümör belirteci yüksek çıktıysa rakamı değil, o rakamın neden yükseldiğini değerlendirmek gerekir.
Tomografinizde akciğer nodülü çıktıysa hemen “kanser oldum” diye düşünmeyin. Akciğer nodülleri oldukça sık görülür ve bunların önemli bir kısmı kanser değildir. Geçirilmiş enfeksiyonlar, eski tüberküloz ve bazı iltihabi hastalıklar da akciğerde nodül bırakabilir.
Peki biz neye bakıyoruz? Nodülün büyüklüğüne, şekline, kenar özelliklerine, solid mi buzlu cam görünümünde mi olduğuna, önceki filmlerde bulunup bulunmadığına ve zaman içerisinde büyüyüp büyümediğine bakıyoruz. Ayrıca kişinin yaşı ve sigara öyküsü gibi risk faktörleri de önemlidir.
Bazı nodülleri yalnızca belirli aralıklarla tomografiyle takip ederiz. Bazılarında ise PET-BT veya biyopsi gibi ileri incelemeler gerekebilir. Yani akciğerde her nodül kanser değildir; önemli olan nodülün doğru değerlendirilmesidir.
Kan tahlillerinizin normal olması, kanser olmadığınız anlamına gelmez. Özellikle kanserin erken dönemlerinde hemogramınız, karaciğer ve böbrek testleriniz tamamen normal olabilir.
Çünkü kanser tanısı yalnızca rutin kan tahlilleriyle konulmaz. Hastanın şikâyetleri, muayene bulguları, yaş ve risk faktörleri değerlendirilir; gerektiğinde ultrason, tomografi, mamografi veya endoskopi gibi incelemeler yapılır. Şüpheli bir lezyon varsa da çoğu zaman kesin tanı biyopsiyle konur.
Bu nedenle geçmeyen veya açıklanamayan bir şikâyetiniz varsa, “Kan değerlerim normal” diyerek değerlendirmeyi ertelemeyin. Normal kan tahlili önemlidir ama tek başına kanseri dışlamaz.
Kanser tanısı tek bir testle değil, birkaç aşamanın bir araya gelmesiyle konur. Süreç genellikle muayene ve şikâyetlerin değerlendirilmesiyle başlar; ardından kan tetkikleri ve ultrasonografi, tomografi ya da MR gibi görüntüleme yöntemleri devreye girer.
Kesin tanı ise neredeyse her zaman biyopsi ile, yani şüpheli dokudan örnek alınıp mikroskop altında incelenmesiyle konur. Bu inceleme, hem kanserin olup olmadığını hem de tipini ve özelliklerini ortaya koyarak tedavi planının temelini oluşturur.
Biyopsi, tanı koymak için vücuttan küçük bir doku ya da hücre örneği alınması işlemidir. Tümörün yerine göre iğneyle, endoskopiyle ya da küçük bir cerrahi girişimle yapılabilir.
İşlem genellikle lokal anestezi altında yapıldığından çoğu hasta belirgin bir ağrı hissetmez; en fazla hafif bir baskı ya da rahatsızlık duyulabilir. Biyopsi, kanser tanısında en güvenilir yöntemdir ve tedavinin doğru planlanması için vazgeçilmezdir.
PET-BT, kanserin vücutta ne kadar yayıldığını (evresini) belirlemek için kullanılan ileri bir görüntüleme yöntemidir. Vücuda verilen düşük dozlu özel bir madde, aktif tümör hücrelerinde birikerek bu bölgelerin görüntülenmesini sağlar.
Bu inceleme hem tanı anında hastalığın yaygınlığını belirlemede hem de tedaviye verilen yanıtı değerlendirmede önemli rol oynar. Hangi durumlarda gerekli olduğuna tedavi ekibiniz karar verir.
Evreleme, kanserin vücutta ne kadar ilerlediğini tanımlayan bir sınıflandırmadır. Tümörün boyutu, çevre lenf bezlerine ve uzak organlara yayılıp yayılmadığı bu değerlendirmenin temelini oluşturur.
Evre, hangi tedavinin uygulanacağını ve hastalığın seyrine ilişkin öngörüyü doğrudan belirlediği için son derece önemlidir. Aynı kanser türü bile farklı evrelerde tamamen farklı şekilde tedavi edilebilir.