Bu grup, karaciğerde üretilen safrayı bağırsağa taşıyan kanallar (safra yolları), safrayı depolayan safra kesesi ve safra ile pankreas kanallarının bağırsağa açıldığı periampuller bölgede gelişen tümörleri kapsar. Nispeten nadir görülmeleri ve derin yerleşimleri nedeniyle bu kanserler, tanı ve tedavide özel bir deneyim gerektirir. Tümörün tam yerleşim yeri, hem belirtileri hem de tedavi yaklaşımını belirgin biçimde etkiler. […]
Gastrointestinal stromal tümör (GIST), sindirim sisteminin duvarındaki özel hücrelerden köken alan, diğer sindirim sistemi kanserlerinden farklı bir tümör grubudur. En sık midede ve ince bağırsakta görülür, ancak yemek borusundan kalın bağırsağa kadar her bölgede ortaya çıkabilir. Bu tümörlerin büyük çoğunluğu, hücre büyümesini yönlendiren KIT ya da PDGFRA adı verilen genlerdeki değişikliklerle ilişkilidir; bu özellik, GIST […]
Nöroendokrin tümörler, vücutta hormon üretebilen özel sinir ve bez hücrelerinden köken alan, davranışları geniş bir yelpazede değişebilen tümörlerdir. En sık sindirim sisteminde ve pankreasta görülürler, ancak akciğer dâhil pek çok organda ortaya çıkabilirler. Bazıları yıllarca yavaş seyrederken, bazıları daha hızlı ilerleyebilir; bu nedenle tümörün derecesi ve özelliklerinin doğru belirlenmesi tedavi açısından kritik öneme sahiptir. Bu […]
Mezotelyoma, başta akciğerleri ve karın organlarını saran zarlar (plevra ve periton) olmak üzere vücut boşluklarını döşeyen ince zar dokusundan köken alan nadir bir kanserdir. En sık akciğer zarında görülür ve genellikle ilerlemiş evrelerde tanı konur. Nadir görülmesi ve özel seyri nedeniyle, mezotelyoma tanı ve tedavisinde deneyimli bir yaklaşım büyük önem taşır. Mezotelyomanın en önemli ve […]
Böbrek kanseri, vücudun kanı süzerek idrar üreten böbrek dokusundaki hücrelerden köken alır; en sık görülen tipi renal hücreli karsinomdur. Hastalık günümüzde sıklıkla başka bir nedenle yapılan görüntüleme incelemelerinde tesadüfen, henüz belirti vermeden saptanmaktadır. Bu durum, böbrek kanserinin daha erken evrelerde yakalanma olasılığını artırmaktadır. Sigara kullanımı, obezite, yüksek tansiyon, uzun süreli böbrek hastalığı ve bazı kalıtsal […]
Testis kanseri, erkeklerde üreme hücrelerinin üretildiği testislerde gelişen ve çoğunlukla genç erişkin yaş grubunu etkileyen bir kanserdir. Görece nadir görülmesine karşın, bu yaş grubunda en sık rastlanan kanserlerden biridir. En önemli özelliği, ileri evrede bile tedaviye son derece iyi yanıt vermesi ve çok yüksek iyileşme oranlarına sahip olmasıdır; bu yönüyle modern onkolojinin en başarılı sonuç […]
Sarkomlar, kas, yağ, damar, bağ dokusu, kıkırdak ve kemik gibi vücudun destek ve bağ dokularından köken alan nadir tümörlerdir. Yüzden fazla farklı alt tipi bulunan bu tümörler, vücudun hemen her bölgesinde ortaya çıkabilir ve hem çocuklarda hem erişkinlerde görülebilir. Nadir ve çok çeşitli olmaları nedeniyle, sarkomların tanı ve tedavisi özel deneyim ve çok disiplinli bir […]
Endometrium kanseri, rahmin iç yüzeyini döşeyen tabakadan (endometrium) köken alan ve kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserdir. En önemli avantajı, tipik belirtisi olan anormal vajinal kanama sayesinde çoğu olgunun erken evrede saptanabilmesidir; bu da tedavi başarısını yükseltir. Hastalığın farklı tipleri bulunması, tedavinin kişiye özel planlanmasını gerektirir. Hastalığın gelişiminde östrojen hormonunun dengesiz etkisi önemli rol oynar; […]
Serviks kanseri, rahmin vajinaya açılan alt bölümü olan rahim ağzında gelişen bir kanserdir. En önemli özelliği, büyük ölçüde önlenebilir bir kanser olmasıdır; çünkü gelişiminin temelinde HPV (insan papilloma virüsü) enfeksiyonu yer alır ve hem aşı hem de tarama programları sayesinde hastalık erken aşamada ya da kansere dönüşmeden saptanabilir. Bu yönüyle serviks kanseri, korunma ve erken […]
Baş–boyun kanserleri, ağız, dil, yutak, gırtlak, geniz (nazofarinks), tükürük bezleri ve sinüsler gibi baş ve boyun bölgesindeki çeşitli yapılarda gelişen tümörleri kapsar. Bu bölgedeki organların konuşma, yutma ve nefes alma gibi yaşamsal işlevleri nedeniyle, bu kanserlerin tedavisi hem hastalığı kontrol etmeyi hem de bu işlevleri korumayı amaçlayan dengeli bir yaklaşım gerektirir. Nazofarinks kanseri ise virüsle […]